Program 10 dakika gecikmeli olarak başladı, salon gayet güzel, ses düzeni ve sıcaklık önemli bir konferansın dinlenmesi için ideal düzeydeydi… Konukların her türlü ihtiyaçlarına cevap vermek üzere Kadir Has Üniversitesi akademisyenleri son derece özverili olarak çalıştılar ve çok faydalı, problemsiz bir toplantı oldu… Tek aksilik Prof. Dr. Oktay Uygun’un yurt dışında olması nedeniyle konferansa katılamamasıydı… Dinleyiciler Uygun’un tebliğinden mahrum kaldılar…
Toplantıda tuttuğum notlar:
Kadir Has Üniversitesi Kamu Hukuku Bölüm Başkanı
Prof. Dr. Mehmet Akad,
1876’dan bu yana bir anayasa geleneği ortada, ardından cumhuriyet geleneği 21 – 24 Ayasaları, 61 Ayayasası 71 değişiklikleri 82 Ayasası ve değişiklikleri… Bu dönemlere ve yapılan değişikliklere baktığımızda, Prof. Mümtaz Soysal’a atfen bunu söylüyorum: Hep önceki anayasalara tepki niteliğinde anayasalar söz konusu. Oysa gelecek kuşaklara ışık tutacak ve gelecek kuşakları kucaklayacak Anayasaların eksikliği hissediliyor.
Pekiyi sorularımız şunlar o halde: Hangi anayasa? Hangi usulle? Yol haritası nasıl? Nasıl yapılmalı? Ne yapmalı?
Karadeniz Teknik Üniversitesi
İktisadi İdari Bilimler Dekanı
Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez,
Anayasa yapma iktidarı normal iktidardan farklıdır. (Siyasi iktidar – kurucu iktidar) siyasi iktidar anayasanın belirlemiş olduğu hukuki çerçeve içinde yetkiler kullanır. Yetki ve sınırlar anayasada tayin edilmiştir. Kurucu iktidar ise bu yapıyı formüle eden üst hukuk kurallarını koyan, hiçbir hukuk kuralıyla bağlı kalmayan iktidardır. Hiç bir hukuk kuralıyla izah edilemeyecek olan bir iktidardır, güç sahibidir bu güç kurucu bir güçtür. Sistemi sıfırdan kurabilecek olan iktidardır. Asli( Anayasa yaparken hiç bir kurala bağlı kalmayan bugünkü iktidar modelidir.) Tali(Anayasa değişiklikleri yapan iktidardır.)
Asli kurucu iktidar (Bundan sonra yazımızda AKİ olarak geçecektir) yetkisi kimindir? Türkiye’de önceki anayasalara bakarsak farklı şekilde ortaya çıktığı görülür. Şu şekilde gelebilir bu şekilde gelemez gibi ifadeler yanlıştır, çünkü asli kurucu iktidar gelir ve anayasasını kabul ettirir. ¨Bunu yapamazsın¨ denilemez. Fiili durumun hukukileşmesidir. Darbelerle birlikte AKİ karşımıza çıkıyor fakat 24 Anayasası gibi farklı şekillerde de AKİ karşımıza çıkabilir. Savaşı kaybettiği için Almanya, Japonya gibi galip devletler komutasında AKİ karşımıza çıkabilir. Peki sadece olağanüstü dönemlerde mi karşımıza çıkar? Hayır, normal dönemlerde de karşımıza çıkabilir. Şuan Meclis normal zamanda AKİ olarak Anayasa hazırlamaktadır.
Osmanlı döneminde 1876’da Padişah AKİ’dir. Taslak metni hazırlatmıştır ve son şekli kendisi vermiştir. 21 Anayasası olağanüstü dönemde yapılmıştır, kuvvetler birliği vardır ve temel hak ve özgürlükler (yazımızda bundan sonra THÖ olarak kısaltılacaktır) düzenlenmemiştir. Büyük Millet Meclisi kendisi yapmıştır. 24 Anayasası’nı TBMM yapmıştır, eksikliklerine ragmen, en uzun süre işleyen Anayasamızdır. Çoğunlukçu yapı yoktur, tek parti egemenliği söz konusudur. Kendi belirlemiş olduğu kararlar doğrultusunda 24 Anayasası yapılmıştır. Referanduma sunulmamıştır.
61 – 82 AKİ’ları darbecilerdir.(darbe yönetimi devirmektir, çoğunlukla elinde silahlı olanlar bu işte başarılı olurlar) 60 sonrası Anayasa yapım sürecinde, askerler Anayasa yapımını hukuk işi olarak düşündükleri için hukukçu akademisyenlere yaptırma girişiminde bulundular fakat taslak metin beğenilmediği için Kurucu Meclis oluşturuldu bir kanadına da kendileri yerleşti. Darbeci ekibin Anayasa yapması AKİ ile izah edilebilir fakat AKİ olduğu için kabul edilebilir. Fakat başarısız olsalardı belki de olmayacaktı. Bu tarz AKİ zihniyeti bizim adeta kanımıza işledi. 80’de yine aynı şekilde darbe sonucu Anayasa yapıldı referendumda %91 kabul ile Anayasa kabul edildi. Türkiye’de basılmış anayasa hukuku kitaplarında ¨AKİ olağanüstü dönemlerde ortaya çıkar¨ ifadesi söz konusudur geneld, oysa ¨AKİ millettir¨ ifadesi söz konusu değildir. 2008 yılında Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerini iptal ettiğinde yaptığı AKİ tanımlaması vardır (AKİ hukuk boşluğunda ortaya çıkar, kararın biraz daha altında ise zoraki yaptığı açıklama ¨AKİ halktır¨ ifadesi yer alır.) 60’tan bu yana genetik kodlarımıza işlemiş olan darbeciler ¨AKİ olabilir anayasa yapabilir¨ düşüncesi yanlıştır.
Türkiye’de Anayasalar yukarıdan aşağıya yapılmıştır, hiç bir Anayasada alttan yukarı hareket söz konusu olmamıştır. Bu Osmanlı-Türk Anayasalarının hepsinde böyledir. 21-24’te halk vardır, 24’te tek parti sorunu mevcuttur 21’de ise genel oyla seçilmemiş milletvekilleri vardır, bu şekliyle eleştirilebilir. Bugün gelinen noktada ilk defa halk doğrudan seçtiği temsilciler aracılığıyla Anayasa yapma işine girişmiştir. Türkiye’de devlet iktidarı sınırlandırılması, hakların sahiplenilmesi vs. süreçleri yaşanmamıştır.
Bugün Meclis AKİ olarak Anayasa yapabilir mi? Bu Meclis halkın oyuyla göreve gelen bir parlamentodur, kanun yapma, Anayasa değişikliği yapma gibi yetkileri vardır fakat sıfırdan Anayasa yapma yetkisi var mıdır? Anayasa hukuku içerisinde bir görüş farklılığı var, çoğunluk hali hazırdaki Meclisin anayasa yapabileceği düşüncesindeyken diğerleri ise AKİ ancak hukuk boşluğunda doğar vs. diyorlar. AKİ siyasi bir kavramdır, hukuki kavram değildir, güçle alakalıdır. Hukuki olsa darbeciler AKİ’yi ele geçiremezlerdi, siyasi kavramlara hukuki anlam yüklediğinizde çok büyük sıkıntı çıkar. TBMM, 21’den sonra Anayasa’da yaptığı değişikliklerle Cumhuriyet’i ilan etmiştir. 24 Ay sıfırdan yapmıştır, 21’deki Meclis hiç bugünlü gibi bir eleştiriyle karşılaşmamıştır. Halkın %75’i yeni bir anayasa istiyor. Partiler seçime giderken Anayasa değiştireceklerini söyleyerek giriştiler seçimlere. Bu nedenle Meclis Anayasayı yapabilir. Meclis kendi belirleyeceği kurallarla Anayasa yapabilir. Eski Anayasa kurallarını kabul etmek zorunda değildir, çünkü AKİ’ın hukukla izahı yoktur. Meclisin çoğunluğun fikrine uyması daha iyi olacaktır fakat uyup uymamakta serbesttir. Eğer bu Meclis Anayasası yapamazsa o zaman soruyorum mesela Anayasanın 2. maddesi veya başlangıç bölümü vs. nasıl değiştirilecek? Eğer demokrasiden bahsedeceksek AKİ halktadır, Anayasa yapar beğenmezse başka bir Anayasa yapar. Yetki sürekli olarak halkta olmalıdır. Sürekli egemenliğin sahibi halktır bu nedenle AKİ’dir. Bir parti tek başına bu süreci bloke edebilir mi? Uzlaşma komisyonu kendi içinde aldığı kararlara bakılacak olursa, bütün konularda görüş birliği ile hareket edecekleri söz konusudur. Bu ise zayıflıktır, çünkü görüş birliği ile hareketle, vatandaşlık vs. sorunlu konularda anayasa metni çıkarılamaz, bu süreç sekteye uğrayabilir.
Osmanlı- Cumh tarihinde ilk defa aşağıdan yukarı hareketle bir uygulama başlamıştır. Tüm partiler bu sürece girmiştir. Bu süreç bir fırsata dönüştürülmelidir. Hepimize önemli görevler düşmektedir. Bu uygulamaya karşı çıkanları uyarmalıyız. Bir sene içerisinde yapılsa da çok problem değil, 90’lardan bu yana zaten halkın, sivil toplum örgütlerinin vs. Anayasa hususunda çalışmaları vardır. 82 Anayasası ile zaten yürürlüğe girdiği tarihten bu yana çatışmalıyız. Henüz işin başındayız Mayıs’tan sorna taslak metin oluşturulmaya çalışılacak sonra kamu oyuna sunulacak eğer taslak metin oluşturulabilirse umudumuzu korumaya devam edelim eğer görüş birliği olmaz ise ve süreç sekteye uğrarsa sonuç olarak talep olduğu sürece bu Meclis olmasa da başka bir meclis yine yeni Anayasa yapmayı deneyecektir. Hukuk düzeni bu eksiklikleri kırıp geçemiyor!
Okan Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Mustafa Koçak
Evrende değişmeyen tek şey değişimdir. (Herakleitos) Değişimin bu kadar çok olduğu dönemde beton döküp ¨bazı maddelere dokunamazsınız¨ diyorsunuz. Kenarından dolaş, yanından geç diyorsunuz… Pekiyi, değişmez maddeler yalnızca bizde mi var? Değişmez maddeler farklı ülkelerde de var. Bizdekiler hangileri? 1924 Anayasası ¨Cumhuriyet¨ değişmezlik hükmü, 61 Anayasasını yapanlar da 24 AKİ’sine saygılı olarak (acaba değiştirilemez olmasa değiştirecek miydik ki sanki?) 9. maddede değiştirilmezlik düzenlendi, 70 yılında Anayasa Mahkemesi kararı her ne kadar 9. madde değiştirilemez diyor ise de, ¨ Cumhuriyetin nitelikleri var bu nitelikler de değiştirilemezliğe dahildir¨, demister. Anayasa Mahkemesi kurulmuş güç olarak ancak Anayasa’dan alınan yetkileri kullanabilir, fakat burada yetkilerini aşarak Anayasa koyucu gibi davranmıştır. 71 – 73 değişiklikleri ile (1488sk.) 61 Ay. değiştirildi, AY değişikliklerinin de Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya uygunluk denetimi hükmü yokken, 71 değişiklikleri ile düzenlemede Anayasa değişikliklerini denetleyebilirsin ancak şeklinin sınırı usüldür dendi. Anayasa Mahkemesi durmadı yoluna devam etti, kararlarında yeniden sanki hiç anayasa değişikliği yapılmamış gibi esasa da girerek iptal yaptı. İçeriği bakımından 9. madde biçime ilişkin bulunan 2 yönlü bir kuralı oluşturuyor, değişmezlik kuralı ve teklif yasağıdır… Bu nedenle değiştirilemezlik incelemiyorums, teklif edebilir misin? edemez misin? Ona bakıyorum bu nedenle iptal ediyorum çünkü usulidir¨ dedi. Fakat teklif edilebilirliğe bakmak için içeriğe girmek gerekir! 80 darbesi ve 82 Anyasası geldi… Anayasa koyucu entresan birşey yaptı. Aayasanın 1. , 2. , 3. maddesini değiştirilemez madde olarak belirledi ve 4. maddeyi koruma maddesi olarak koydu. Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa değişikliklerine ilişkin incelemesini çok sınırlı tuttu, şekle ilişkin inceleme yaparsın onu da sınırlıyorum teklif ve oylamaya bakacaksın, ivedilikle görüşülmüş mü görüşülmemiş mi? Yetki alanın budur dedi. Anayasa Mahkemesi buna uzunca süre uydu. Verdikleri kararda ¨AY 148. maddesine göre şekil denetimi teklif ve oylama çoğunluğu, ivedilik açısından denetimi söz konusudur dedi ve karışmadı. Ta ki 2008’de 10 ve 42. maddelerdeki incelemeye kadar. 4. maddeyi de değiştirilmezlik maddesi haline getiriği gibi, dedi ki Anayasa’nın herhangi bir maddesinde tali kurucu iktidar değişiklik yaparsa bu değişiklik eğer AKİ’nin değiştirilmez diye belirlediği hususlarda bir değişiklik meydana getirirse bu dolaylı değişikliği dahi değiştirilemezlik olarak düşünürüm ve kararımı o şekilde veririm. O halde Anayasa’nın değiştirilmez madde sayıyı 177’dir derim ben. Çünkü değişikliğin ne olacağı belli olmadığı için her maddeye koruma gelebilir. Öven ve karşı çıkanlar oldu fakat asıl olay siyasetin yargı üzerinden yapılmasıydı. 90-91-92’de farklı görüşü savunan bazı hocalar o tarihten itibaren görüşlerini açıkça değiştirdiklerini söylemeseler de, fikirlerini değiştirdiler. Peki değiştirilmez maddeler neden olur? Önümüzde kötü örnekler var Weimar Anayasası 1919 tarihli, bu anayasa kendi belirlediği usule uygun şekilde 1933 tarihli ve 34 tarihli değişikliklerle Weimar Anayasasını toptan değiştirmiş oldu ve bambaşka bir Weimar Anayasası ortaya çıktı. Herhalde buna tepki olarak 49 Anayasaası yapılırken Almanlar tarafından 79. maddenin 3. fıkrasına değiştirilemez maddesi koydular. Almanya ve Türkiye’nin farkı şu, Federal Anayasa Mahkemesi anayasa değişikleri açısından o kadar hassas davrandı ki, Anayasa değişiklikleri hakkında iptal kararı vermedi.
Türkiye’de yeni Anayasa yapılıyor, değiştirilmez dokunulmaz maddeleri ne olacak? 150 yıllık serüven Türkiye’yi farklı bir boyuta getirdi. Anayasalar 3-5 kişinin yazdığı metinlerden çok toplumun ve düzenin getirdiği zorunluluklar neticesinde şekillenir. Elbette laiklik olacak elbette insan hakları olacak…
Türkiye’de biz AKİ’yi normal hukuk düzeninin kesintiye uğradığı dönemlerde ortaya çıktığı şekli öğretildi… Türkiye’de mutlaka sistem değişikliği, savaş, darbe vs. beklenmesi lazım AKİ için, böyle bir algıyla yetiştik. Oraya sıkıştık kaldık. Çağdaş yazarlara bakalım Antonio Negri, ¨ Egemenliğin, yaşayan bireylere ait olduğunu savunuyor, egemenlik her an aktiftir ve egemen halkı bağlayan hiç bir hukuki sınır yoktur.¨ Anayasada değişmez maddeler var, bugünün insanlarına diyorsunuz ki bu maddelere dokunamazsınız. Bu insanlar sormaz mı? Egemen ben miyim? Yoksa bu kuralları koyanlar mı? Egemen zaten kendi üstünde güç kabul etmez ki? Değiştirilmez maddeleri kabul ettiğiniz de egemenliğin üstünde güç tanıyorsunuz. Şöyle ihtimali düşünün, AKİ geldi darbeyle, dedi ki benim görev sürem ebedidir, ve bu değiştirilemez, demokratik yollarla gelen demokratik parlamento bunu değiştiremeyecek mi? Demokratik yollarla yeni Anayasa yapamayacak mı? De facto iktidardan de jure iktidar haline gelmiş iktidarı mı kabul edecekler? Artık 21.yy’da Anayasacılığı uzman Anayasacıların, siyaset bilimcilerin bir araya geldikleri ve halk için onların iyiliği için yeni Anayasa yapılan dönem tarihte kaldı, şimdi AY yapılırken toplumun her kısmı her katmanı isteğini açık seçik ortaya koymalı, dünya bu noktaya gidiyor ve Türkiye’de uygulanan sistemde bu şekilde. Bu sürecin arkasında durmak gerekir? Neden? Aksi şudur… O zaman Türkiye’de normal, demokratik yollarla gelen iktidarlar yeni Anayasa yapamaz demektir, o halde darbelerle askerler mi yapacak Anayasaları?
Şuanda bir yol haritası var TBMM web sayfasında, şuana kadar bana göre aksayan hiç bir şey yok. Nisan sonuna kadar herkes dinlenecek, Mayıstan itibaren de taslak yazılmaya başlanacak, bu sürece konumumuz her neyse destek vermeliyiz. Yeni bir Anayasa yapabilmek için olağan hukuk düzeninde bir kırılma olması gerekmemelidir, bunu teşfik etmemeliyiz. Bugün pek çok ülke askeri darbelerden sonra yeni Anayasalar yaptılar, biz çok geciktik belki 92’de değişmeliydi, ben bu yeni Anayasa’nın da ülke için hayırlı olmasını diliyorum.
Turgut Tarhanlı,
Yenilik vasfı yalnızca biçimsel yenilik anlamına gelmiyor, yeni zihniyetin tezahür etmesi anlamına geliyor. Sonuca odaklanmış bir anayasadan çok süreci ön planda tutan yaklaşım daha önemlidir. Sonuç anayasacılığı değil süreç anayasacılığı parametresi tartışılmalıdır. Hukukun ve anayasa hazırlanış sürecinin araçsallaştırılmaması gerekir. Diğer husus anayasa değişikliğinin taraf perspektifinden faydacı bir amaçla değerlendirilmemesidir. Anayasa hazırlığı ne demektir? Bir anayasa yapmakla ne yapmış oluyoruz? İnsan hakları perspektifinden anayasa hazırlığı, o ülkede yaşayan kişilerin tahayyüllerinin hukuki anlamda tecelli ettiği bir çabayı ortaya koymaktadır. İçsel anlamda self-determination, kendi geleceğinin tayini olarak ifade edilebilir. Bunu ülkenin biçiminin değiştirilmesi olarak görmüyorum. 70’li yıllardan bu yana kadar bu terminoloji uluslararası hukukta var. Kendi geleceğini tayin meselesi önemli bi mesele. Anayasa hazırlık sürecinin böyle önemli bir sonuca yönelebilmesi gerekir. Belli hak ve özgürlükleri ortaya koyarak süreci yaşamamız gerekir. Ancak böyle değer taşır. İlk parametre insan odaklı anayasa şeklinde ifade edilebilir. Böyle bir vurgunun var olduğunu görüyorum. Bu bir iyi niyet beyanı olabilir fakat bunun hukuken güçlendirilmesi ve gerçekten nasıl şeklillendirileceğini sormamız gerekir… İnsan odaklı Anayasa olduğu vurgusu mutlaka eğer konulacaksa başlangıç metnine konmalıdır. Bu irade açıkça net şekilde ortaya konulmalıdır. Bugünkü Anayasanın başlangıç metninden tamamen farklı olması gereği insan odaklı olması itibariyle ortadadır. Başlangıç metnini süregelen çatışmalardan dolayı da önemli bir araç olarak görüyorum. Başlangıçta yer verilecek insanı gören bir ifade, bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu durumlarda çatışmadan uzak, kavrayıcı, kuşatıcı bir uygulamaya ışık tutabilir. Devletin şekliyle başlamayan, insanla başlayan bir anayasa bize böyle bir ışık tutabilir. Değiştirilmez maddelerle ilgili görüşümü sorarsanız, hak ve özgürlükler ile ilgili standartların uluslararası standartların altına düşürülememesi gibi bir değişmezlik maddesi önerilebilir. 60’da dahi değişmez madde olmaması önerisi gündeme getirildi. Bu nedenle 82 Anayasasısından kopuşu tartışırken, değişmez maddeler de önemli bir kısmı oluşturur.
Hak ve özgürlükleri koruma mantığı ne demektir? İnsan hakları hukuku açısından, biricik bir kavram vardır. Onu korumak ve nasıl gerçekleştirildiğini izlemek zorundayız. II. Dünya Savaşı öncesi döneme göre çok farklılaştırılmıştır, nedir bu koruma mekanizması? Güçlendirme parametresidir. Hak ve özgürlükler neden tanınır? İnsanların asimetrik konumlarının hak ve özgürlüklerden faydalanmasında çıkabilecek problemleri eşitsizlikleri engellemek için. Eskinin doğal hukuk bakışıyla, herkes hür doğar hür yaşar dersiniz. Fakat bunun bir anlamı yoktur. Çünkü bunu sağlamak için nasıl bir tedbir aldığınızı söylemek zorundasınız aksi halde bu safsatadır. Herkesin hür doğması ve yaşamasını isteniyorsa, başta anayasa olmak üzere hukuk bunu nasıl sağlıyora cevap verebilmeliyiz. Bunun cevapları 50 senedir kademe kademe ortaya konmaktadır. Ciddi bir literatür vardır. Siyasi haklar, ekonomik haklar, kültürel haklar, sosyal haklar, dayanışma ve grup hakları (3. kuşak olarak da tanımlayanlar var) Bunların neler olduğu uluslararası standartlarda bellidir. Türkiye Anayasası bu gözeneklerden geçebilecek bir AY olmalıdır, aksi halde uluslararası standartlar açısından elverişsiz bir durum olduğu söylenebilir. Kültürel haklar bugünlerde tartışmalı, özellikle Soğuk Savaş döneminde de bu önemli bir rol oynamaktaydı. Bu yalnızca etnik kimlik değil, cinsel kimlik, engellilik, yaşlılık, çocukluk, vatandaşlık, yabancılık vs. Bu yeni Anayasa hazırlanırken ilk kez tartışılacak, toplumsal anlamda bir işbirliğini ortaya koyma açısından önem taşıyor. 82 Anayasası’nda haklar rejimiyle ilgili çok arızalar var, kendilerine özgü sınırlandırma formülleri var, hiç sınırlandırılamayacak mutlak haklar var. Uluslararası standartı göz önünde tutan bir anlayış işin kalkış noktasını oluşturmalıdır. Olağanüstü hal(yazımızda OHAL olarak kısaltılacaktır) rejimlerine ihtiyaç var mıdır? Bu tartışılabilir. 15. maddede zikredilen hak ve özgürlüklerin kısmen ya da tamamen durdurulduğu OHAL’lerde hangi hak ve özgürlüklerin bunun dahilinde olduğu ortaya konmalıdır. OHAL döneminde ihlal iddialarının nasıl ortaya çıktığı sorgulanmalıdır. Yaşam hakkı – işkence yasağı vs. OHAL rejimi bünyesinde de uluslararası standartları açısından Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi açısından hangi hak ve özgürlüklerin korunması gerektiği açıkça zikredilmelidir. Azınlıklar hukuku meselesi de söz konusu olmalıdır. Lozan ile zaten bu taahhüd ilk defa ortaya kondu. Anayasada da böyle bir ifadenin bulunması Türkiye’nin elini kuvvetlendirebilir.
Yabancılar ve vatandaş arasındaki meseleler, yabancılar hukuku minimum standartları ortaya koyar. Yani yabancı ve vatandaşların minimumda sahip olacağı eşit hakları ortaya koymak zorundadır. Türkiye’de yaşayan binlerce yabancı var sürekli olarak çoğunlukla emekliler vs… Çoğunlukla güneşli yerlerde yaşamak istiyorlar ve Türkiye’ye teveccühleri var, bu kişilerin ibadet, cenaze, kamu yönetimi vs. açısından sağlamalıdır. Çağdaş bir Türkiye Anayasası açısından dikkate alınması gereken bir husustur. Azınlık meseleei açısından Kürt sorununa değinmedim çünkü bu bir azınlık sorunu değildir. Hak ve özgürlükler bakımından uluslarası standartlara uygun bir hak ve özgürlük rejimini kabul edebiliriz fakat çatışma normu dediğimiz, ulusal normal uluslararası norm çakışması halinde durumu çözen bir norma ihtiyaç vardır. 90. maddede hüküm bunu bir nebze çözdü fakat tam olarak uygulanması ile ilgili nasıl bir mekanizma oluşturulması gereği müpemdir. Bu yasamaya da bir sorumluluk bir yük getirir, yasamanın ittifakla kabul etmiş olduğu bir kanun bile aynı konuda düzenlenmiş farklı getirileri olan ua kanunun uygulanması söz konusudur. Bu nedenle belki insan hakları komisyonunun ön denetim mekanizmasını sahiplenmesi söz konusu olabilir ya da Anayasa Mahkesmesi bu yetki ile donatılabilir. Malesef 90. madde devletin kurumları tarafından çok da nazarı itibare alınmıyor. Makro davalar ya da olaylarda yargı bu hükümden yararlanmadı, aynı durum yürütme ve idare bakımından da geçerli.
Hak ve özgürlükler açısından önem taşıyan başka bir mesele, başlangıç gibi mimarilerin aksine, hak ve özgürlükler ve anayasal kurumlar yani devletin teşkilatlanmasından oluşur. Devletin işleyişi açısından da hak ve özgürlüklere riayet eden bir biçimde ortaya konması lazım. Özellikle 82 Anayasası ile karşılaştırma ve 82 ruhundan bir kopma ortaya konacaksa, yürütme ve idarenin asimetrik üstünlüğünün demokrasi de checks and balances ile tanımlanabilmesi lazım. Denge denetim mekanizmalarına yer verilmelidir. Yargı bugünkü 138. maddeye baktığımızda bağımsızlık önemli bir unsurdur uluslararası standartlara bir kapı açılabilmesi açısından hukuka uygun karar verme yükümlülüğü bu standartlara kapı açılmasını sağlar.
60’lı yılların Türkiye’sini anlamak mümkün 80’lerin ekonomik dönüşüm açısından anlamak mümkün ama bugünün Türkiye’si açısından mazeret hükmünün bulunması 65. maddeyi makul bulmuyorum.
Kadir Has Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı
Yard. Doç. Dr. Olgun Akbulut,
Varsayılan bütün problemlerin çözümü Anayasa mıdır?
Teorik olarak sorunun cevabı hayır! Hukuku toplumsal yapı üretir. Türkiye’nin sorunlarına bakalım, güncel sorunlara bakalım, ifade özgürlüğü sorunu, ifade özgürlüğünün nedeni anayasa mı? Turgut Bey ifade özgürlüğü maddesiyle ilgili bir değişiklikten bahsetmedi. Çünkü sorunun kaynağı Anayasa değildir.
Özel yetkili mahkemeler? DGM’ler? Anayasada dayanağı yok kanunla kuruldu… Uzun tutukluluk süreleri, kaynağı Anayasa mı hayır? Yargı bağımsızlığı sorunu var. Yargı bağımsız mı? Bu sorunun cevabını size bırakıyorum. Ekonomik sıkıntılar var, kaynağı Anayasa mı?
Turgut Beyin adını koyduğu siyasal, sosyal sorunumuz var adıyla sanıyla Kürt sorunudur. Soruna hep ekonomik yaklaşıldı. İnsanlar işsiz doğuya yatırım yaparsak dil, kültür unuturlar dağa çıkmazlar denildi. Bu devlet politikası haline geldi. Kürt kişiye sorsanız ne der? Kültürel kimliğin tanınması ve anadilde eğitim. Federal yapı vs. sonradan gelir? Neden? Çünkü merkezi ulus-devlet yapısında kültür ve dili çözmeye alışmadığımız için! Yerel yönetimler bu nedenle vardır. Anayasal bir süreç yaşıyor muyuz bu açıdan? Hayır. Televizyon ekranında hala tartışılan 3 konu var. Değişmez maddeler, anayasayı kim yapar, askeri vesayet. Bu konulardan başka konu tartışılmıyor, muhtemelen içeriğe girersek daha çok bölünme olur diye yapılmıyor. Mayıs ayında yeni taslak da çıkacağına göre daha fazla beklememeliyiz. Hem TBMM hem komisyonda böyle bir hazırlık var mı? Araştırma merkezinin son yayını uluslararası dünya Anayasalarında dil meseleleri üzerine… Bu araştırma merkezinin görevi TBMM üyelerine yardımcı olmak için hukuk bilgisi sunmaktır. Demek ki meclisin böyle bir gündemi vardır ya da olacaktır. Uzlaşma komisyonu bu raporu yayınladı. Demek ki onların gündemine de bu gelmiştir ya da gelecektür. Sonra bu rapor kaldırıldı… Neden kaldırıldı? Hafta sonu Eğitimsen toplantısındaydım Ankara’da orda sordum… Söylediler, söyledikleri doğruysa ¨ Meclis Başkanı raporda suç unsuru olabilecek görüş ve ifadeler var o nedenle kaldırıldı¨, demiş. Demek ki meclisin araştırma komisyonunun hazırladığı raporun Uzlaşma Komisyonunda yayınlanması ifade özgürlüğü problemi yaratıyor. Peki anadilde eğitim, dil, kültür olsun ama nasıl? Osmanlı – Türk Anayasaları buna alışkın değil, karşılaştırmalı anayasa bilgisine ihtiyaç var tabi. Anayasaları hocalar mı yazacak? İktidar seviyorsa hocalar yazabilir. Müsiad yazdı, o dönemde kimse hocalar mı yazacak demedi fakat Tüsiad yazınca problem oldu…
Bizim anayasamızın 42. maddesi var. Bu okullarda Kürtçe seçimlik derse engel midir? Hayır, ama o halde Kürtçe’ye yabancı dil statüsü vermek zorundasınız. O zaman da iyilik mi kötülük mü olur bilemem. Bu hüküm kaldığı sürece zaten ayrı bir şey düzenlenemez. Peki madde kalksa bile çıkarılan bir kanunla düzenleme Anayasa Mahkemesine takılır kanaatindeyim. En azından Fransız Anayasasının 75/1 maddesindeki gibi bir hükmün varlığı gerekli, ¨bölgesel dinler ortak kültürel mirasın parçasıdır¨. Anayasamızda Türk milleti kavramı var hukuki terimdir, etnik köken değildir. Fakat Anayasanın diğer maddelerine siyasal mevzuatına baktığımızda oluşuma baktığımızda bunun böyle olmadığını görüyoruz. (Türkiye’de Türk dilinden veya kültüründen başka dil veya kültür yayılması kapatma nedenidir!)
Peki Türk milleti kavramı herkesi kavrıyorsa, İspanyol Anayasası’nın başlangıç metni, ¨İspanyolların ve İspanya Halklarının din dil geleneklerini korumak ve geliştirmek isteğiyle bu anayasası yapmıştır.¨ ifadesi yer almaktadır. O halde Türk Milletinden genel kapsam alıyorsak açalım maddeyi böyle bir hale getirelim.
Cemil Çiçek çıtayı fazla yüksek tutmayalım, ulaşamayabiliriz… Anadilin okullarda öğretilmesi meselesi. AKP yöneticilerinin söylemleri ve CHP’nin söylemleri anadilin seçimlik ders olarak öğretilmesi üzerine uzlaşma var. MHP ve BDP tamamen zıt kutuplar… İki uç neden uzlaşamasın, eğer uzlaşırlarsa nasıl düzenleriz konusunda Rusya Federasyonu’nun ¨tüm halklarının anadillerini koruma ve geliştirme haklarını güvence altına alır¨ düzenlemesi önerilebilir.
Anadilde eğitim, ilkokul eğitimine herkesin anadilde eğitimin yapılması ve 4-6 yıl sonunda resmi dilin öğrenilmesi ve mezun olanın 2 dil bilerek bitirmesi. Bu konuda uzlaşma sağlanır mı? Anadilde eğitimi net isteyen sadece BDP var, en son Arınç ¨öğretim tamam ama eğitime bakarız.¨ demişti…
Lozan konusuna değinildi ve düzenlemelerin Anayasa’ya aktarılması gerekir dendi. Türkiye Lozan’da gayrimüslim azınlıklara anadilde öğretim hakkı vermiştir. Ama tek gayrimüslimler mi var azınlık statüsünde? Lozan’da tanınan gruplardan başka aynı özelliklere sahip başka azınlıklar da var Türkiye’de, eğer tüm azınlıklara aynı hakları vermezseniz bu ayrımcılıktır. Örnek, Finlandiya’da resmi dil İsveççe – Fince’dir fakat Sami dilinde de eğitim hakkı vardır. Sami dili resmi dil değildir.
Azerbeycan Anayasası’nın 42. maddesi ¨Herkesin istediği dilde eğitim ve öğretim görme hakkı vardır. Kimse anadilini öğrenme hakkından alıkonamaz.¨ şeklinde düzenlenmiştir.
Türkiye’de sosyal ve siyasal sorun budur. Kimlik tanınması ve anadilde eğitim meselesinden bahsettim. Bir sorun var, o da şu, demek ki o soruya cevap verecek birileri çıkıp uzlaşma komisyonuna ulaşmamış… Süreç nasıl gider bilemiyorum, fakat dünya ülkelerine baktığımızda anadilde eğitimle ilgili olarak toplumsal gerçekliklerle bütünleşen hukuk sistemi var ise o halde ülkede barış vardır. Aksi çatışma olduğunu gösterir…
MNomer